The Barcelona (İspanya Günlüğü 2)

7 günlük tatilin ilk durağı Barcelona.

 

Gezmek için en uygun zaman: Biz tercihimizi Temmuz yaptık ama sıcaktan bunaldığımız anlar çok oldu. Bence ilkbahar veya sonbahar aylarında gitmek en ideali.

Schengen Vizesi: İspanyayı gezebilmek için Schengen vizesine ihtiyacınız var. Kendiniz değil de tur ile gidecekseniz size tavsiyem vize işlemlerini kendiniz yapmanız. Çünkü bu yıl içinde alınan karar gereği vize başvurusunu aracı firmalar yapsa bile seyahat edecek olan kişinin bizzat konsolosluğa gidip, parmak izi vermesi gerekiyor.Çoğumuz zaten işten izin almamak için ekstra para ödeyip, vize işini firmalara yaptırıyoruz ama artık her durumda gitmemiz gerektiği için başvurunuzu bir nevi kendiniz yapıyorsunuz zaten.

Uçuş: İstanbul’dan yaklaşık 3.5 saat süren bir uçak yolculuğu yapıyorsunuz.

Oteller: Bizim kaldığımız otel gayet güzel ve temizdi fakat şehir merkezinden 18km kadar uzaktaydı. Ulaşım metro ve trenlerle kolaylıkla sağlanabilmekte. Bizim için ciddi bir sıkıntı olmadı.

Pahalılık: Euro kullanıldığı için her şeyin fiyatı ülkemize göre 3 katı fiyatında. Bu bakış açısıyla pahalı diyebiliriz.

Şehir Hakkında:

Gezmeye başladığım anda yine gelmeye kendi kendime söz verdiğim bir şehir Barselona. Hatta yaşamaya.Yedisinden yetmişine her kesime hitap edecek bir şehir. Katalanya özerk bölgesinin başkenti.Türkiye ile kıyaslarsak, İstanbul ve İzmir karşımı tam bir Akdeniz şehri.Kültür, tarih, doğa, gece hayatı, deniz, futbol, spor, ticaret, sanayi, yemek…

Aklınıza gelebilecek herşey.

Ziyaret edilecek yerler;

  • La Rambla Caddesi

İstiklal Caddesinin Barselona’da ki karşılığı diyebiliriz. 24 saat hareketin olduğu ve daha çok turistlerin tercih ettiği bir cadde. Aynı zamanda Barselona’nın en önemli yerlerinin de tam ortasında bulunuyor diyebiliriz.Caddenin bir ucu Plaça De Catalunya MeIMG_1157ydanı diğer bir ucu ise bir diğer önemli nokta olan Kolomb Heykeli ve Port Vell Limanı‘dır.

La Rambla üzerinde birbirinden ilginç gösteriler sunan sokak sanatçıları bulunuyor. Çok değişik makyaj ve kıyafette çok güzel sunum yapan sanatçılarla fotoğraf çektirmek isterseniz sizden biraz bahşiş istenileceğini unutmayın. Buralar çok kalabalık ve hareketli yerler olduğu için çantanıza ve cüzdanınıza dikkat etmeyi de unutmayın.

 

 

 

 

  • Mercatt La Boqueria 

mercat-de-la-boqueria-pdg-1

La Rambla’nın Colomb heykeline gidiş yönünde sağ tarafımızda Mercat de la Boqueria açık pazarı bulunur. Tezgahlar tam bir görsel şölen.Bana göre fiyatlar normalin biraz üzerinde olsa da,  normal sebze meyvenin dışında bir çok tropikal meyveyi de tatma imkanı var. Özellikle Brezilya ve diğer Latin Amerika ülkelerinden gelen meyveler ve daha başka bir sürü ürünü La Boqueria’da bulabilirsiniz.

images (1)

 

 

 

 

 

  • Colomb Heykeli ve Port Vell Limanı

La Rambla caddesinin sonuna kadar yürüdüğünüzde karşınıza  Colomb Heykeli çıkacaktır.

IMG_1158

Heykelin konumu özel olarak seçilmiş ve Colomb’un Amerika yolculuğundan döndüğünde ilk varış noktası olan şu an ki konuma yapılmıştır.Yine Heykelin hemen yanından itibaren başlayan Barselona Port Vell Limanı boyunca gezebilirsiniz.

IMG_1155

  • Plaze de Calatunya

Burası Barselonaya gelen herkesin istese de istemese de mutlaka geleceği bir yer çünkü tüm ulaşım ağının merkezi olan bir nokta.Gezilecek yer olmaktan çok, her türlü ulaşımı gerek yürüyerek, gerek toplu taşıma aracılığıyla sağlayabileceğiniz bir yer.

Bu caddenin bir ucu La Rambla caddesine bağlanıyor. Hard Rock Cafe, Mc Donalds,Subway gibi pek çok cafe ve restorant bu cadde üzerinde bulunuyor.

  • Park Güell

parque-güell-barcelona-spain+1152_12997454520-tpfil02aw-29793

Barselona deyince ilk olarak akla gelen ünlü Mimar Antonio Gaudi tarafından Guell ailesinin soyluluk göstergesi olarak yaptığı çok güzel bir parkttır. Unesco Dünya Miras listesinde.

  • Sagrada Familia

2

Öncelikle tavsiyem profesyonel bir fotoğraf makinasıyla buraya gitmeniz. Çünkü o kadar harika ve sıradışı bir kilise ki telefonlar tüm güzelliğini yansıtamıyor hatta tek bir fotoğraf karesine sığdırmak bile pek mümkün olmuyor.Ünlü Mimar Gaudi’nin sanatını konuşturduğu bir yapıt bence ve en önemlisi.Diğer adıyla da bitmeyen kilise. Mutlaka ama mutlaka ziyaret edin.Kilisenin içini biz gezmedik ama gezmek isterseniz 18 Euro gibi bir ücret ödemeniz gerekiyor.

 Not Defterimden

  • Balık dışında yer alan çoğu ürünlerde domuz ürünü bulunduğundan hassasiyeti olan kişilerin zor durumda kalabilirler.
  • Madrid’deki fiyatlar ile karşılaştırıldığında Barselona’nın daha pahalı bir kent olduğu görülüyor
  • Kente damgasını vuran yerlerden birisi de Akdeniz’in en hareketli limanı olan Barselona Limanıdır. Bu limana yılda 700.000’den fazla gemi uğradığı söylenir
  • Barselona daha çok bir eğlence şehridir; kentin her yanından eğlenebilecek yerler bulmak mümkündür.

Not: Madrid bir sonraki yazıda!!!

 

 

 

 

 

 

 

 

İspanya Günlüğü

Yeni yerler görmeye, farklı kültürleri keşfetmeye devam…

Bu seferki durağımız İSPANYA, (holaaaaa)!

Önümüzde gezmek için 7 gün, keşfetmek için 3 şehir.

Barcelona,

Madrid,

Valencia.

Bu yazı şehirlerden çok ülke hakkındaki izlenimlerimi kapsıyor.

46 milyon civarında nüfusu olan bir ülke İspanya.Avrupa Birliği üyesi olup, bu birlik içerisindeki ülkeler arasında toprak zenginliği bakımından en çorak ve verimsiz arazisi olan ülke.

Dağlık alanları çok fazla. Bir şehirden diğerin giderken Anadolu da şehirler arası seyahat ediyor gibi hissediyorsunuz.

Parlementer Monarşi ile yönetiliyor yani;

Bu monarşi tipinde hükümdarın yetkileri, yazılı bir Anayasa ile tanımlanmış ve sınırlanmıştır. Bu monarşi genellikle «parlamenter»dir ve demokrasiye pek yakın olabilir: Kral devletin simgesi olarak kalır, ancak yürütme yetkisini bir hükümete bırakır; hükü­met de halk tarafından seçilmiş bir millet meclisinin kararlarına uyma­ya zorunludur. Hollanda,Danimarka, İngiltere, Japonya, İsveç ve Belçika’da durum böyledir

Ekonomik krizin yaşandığı bir ülke aynı zamanda. 2007 yılında başlayan krizle birlikte işsizlik artmış durumda.

Ülke eyaletlerden ve özerk bölgelerden oluşuyor. Aragon,Endülüs,Galiçya,Kanarya Adaları,Kastilya, Katalunya, Madrid, Valansiya İspanyadaki özerk topluluklardan bazıları. Ülkenin resmi dili İspanyolca olmasına rağmen, özerk bölgelerde Katalanca, GalHHyaca ve Baskça konuşulur.En yaygın olanı ise Katalanca.Yabancı dil olarak İngilizce ve Fransızca konuşulur. Genç İspanyollar yabancı dil olarak daha çok İngilizceyi öğrenirken, yaşı büyük olan İspanyollar daha ziyade Fransızca bilmektedirler.

Yerli halkla sohbet ederken, herhangi bir kelimenin nasıl telaffuz edildiğini sorduğumuzda hemen hemen herkesden hangi dildeki karşılığını soruyorsunuz cevabını aldık, İspanyolca mı, Katalanca mı ?

17 ye yakın özerk bölgesi olan ülke Fransa’dan sonra tarihin en büyük 2. sömürge ülkesi.Bu sebepten olsa gerek dünyada en çok konuşulan 2. dil İspanyolca. Benim fikrimi sorarsanız eğer, ben çok sevdim bu dili. Yapılacaklar listemde İspanyolca öğrenmekte var mesela.

Ülke hakkındaki bilgilere devam edersem, Avrupa Birliği ülkeleri içinde en genç nüfusa sahip olan ülke burası.Hizmet sektörü özellikle de turizm en önemli sektör. Yaz döneminde gelen turistlerden dolayı özellikle Barcelona şehrinde şehir nüfusu neredeyse 2 katına çıkıyormuş.Ülkemiz gibi 3 tarafı denizlerle çevrili bir ülke. Akdenizle de kıyısı var. Başkenti Madrid.

indir

Balıkçılık oldukça fazla ve yemek olarak deniz mahsülleri çok meşhur diyebiliriz. Paella adı verilen pilavı oldukça ünlü. Bu yemek İspanya’nın her köşesinde, o bölgeye has deniz ürünleriyle hazırlanıyor. Pirincin ya da safranın üzerine zeytinyağında kızartılmış piliç ya da koyun eti konur, pişmesine yakın da sarmısak, domates, kabuklu deniz hayvanları, karides ve benzeri deniz ürünleri, mevsim sebzeleri ilave edilir.İspanyol’lar: “Paella, ondokuz dakikada hazırlanmalı ve yirminci dakikada dumanı tüterek yenilmeli” derler.

paellaReina

Tapas ise küçük İspanyol mezeleridir. Eskiden İspanyollar içkilerinin içine toz, sinek girmesin diye bardakların üzerine tabak koyarlarmış. Daha sonra bu tabakları içkiye uyumlu olan mezelerle süslemeye başlamışlar. Bu tabaklara da tapas denilirmiş. İspanya’da iş çıkışı bir tapas bara gidip şarapla tapas yemek vazgeçilmez bir alışkanlıktır.

table-full-of-tapas

İçecek olarak Sangria çok meşhur.Sangria, meyve, kırmızı şarap, soda ve rom ile yapılıyor. Bu harika lezzetin adı İspanyolcada “Sangre” olarak bilinen kandan geliyor. Tadı ise harika.

Rosh-Hashanah-Sangria-640x479

Tabi İspanyadan bahsedip, Sieasta’yı atlamak olmaz. Nedir sieasta?

Öğle saatlerinde işi gücü bırakıp uyumaktır. Bize biraz garip gelebilir ama bu coğrafyada bu çok yaygın birşey. İnsanlar siesta zamanı dükkanları hatta pazarları kapatıp (saatler ülkelere göre değişkenlik gösterse de genelde öğlen 14:00-17:00 saatleri arası) bir nevi şekerleme yapıp sonra işlerinin başına geçiyorlar.Hatta Türkiye hariç çoğu Akdeniz ülkesinde uygulanıyor diyebiliriz.

indir (1)

Sabah 9’dan öğlen 13:00’e kadar çalışıp, arkasından yemek molası verip sonrasında sieasta yapıp saat akşam 17:00 gibi işlerinin başına dönüyorlar. Bu şekilde akşam 20:00′ ye kadar çalışıp sonrasında tapas eşliğinde sangria larını içiyorlar. Akşam yemeğini ise 22:00 dan sonra yiyorlar. Tabi tangolu ve flamenkolu gösteriler eşliğinde…(Bu hayat tam bana göre)

Tarım olarak zeytin üretimi çok yaygın. Şehirler arası yolculuklarda bolca zeytin tarlaları görürsünüz. Bağcılık ve şarap üretimi yapılmaktadır. Şaraplarını tavsiye ederim 🙂

Petrol ve doğalgaz olarak dışa bağımlı bir ülke. Hayvancılık ise çok az. Borusan, Nuh çimento gibi Türk firmalar burada çok aktif.

Tarihine biraz baktığımızda ise; Finikeliler, Yunanlar ve Romalılar bu bölgelerde hakim olmuşlardır. Afrikadan gelen Müslümanlar bu bölgelerde yaşamışlar ve Endülüsler bu bölgede uzun süre varlıklarını sürdürmüşler.Tarihi yapı ve mimarilerde Endülüslerin hala etkileri görülüyor.

Gezdiğim ülkeler arasında yaşam biçimi, insanlarının sıcakkanlılığı, kültürleri vb. bakımından biz Türklere en çok benzettiğim ülke İspanya ve ispanyollar oldu. Ama bize göre sayamayacağım kadar çok daha iyi oldukları konular tabiki de var. En çok dikkatimi çeken şey, insanlarının sıcak kanlı olması.Birbirinin sırayla fotoğrafını çeken çift gördükleri zaman kibarca sizi durdurup, siz ikiniz poz verin biz çekelim diyen teyzeleri var mesela 🙂

Barcelona hakkındaki yorumlarım bir sonraki yazıda (Adiós) …

Not Defterimden:

  • İspanyanın milli marşında söz yoktur.
  • Her yıl düzenlenen insanların birbirine domates attıkları domates atma şenlikleri vardır.
  • Eyfel Kulesi ilk olarak Barcelonaya kurulmak istenmiş ama olmamıştır.
  • Dünyadaki zeytinyağ üretiminin %44 ‘ü İspanyada yapılmaktadır.

İNSANLIĞIN ÖLDÜĞÜ YER /TEREZİN KAMPI

Uzun zamandır bu konu hakkında yazmak istiyordum. Ama nedense hep erteliyordum. Sonunda tüm cesaretimi toplayarak Terezin Kampı hakkında ki izlenimlerimi yazmaya karar verdim.

Naziler benim için tarih kitaplarında 1941-1945 yılları arasında gerçekleşen İkinci Dünya Savaşını anlatan bölümlerde adı geçen Alman bir grupdan ibaretti.Elbette bişeyler duymuştum ama o yazılanların birebir yaşandığı yerlere gitmek, görmek o ağır havayı solumak sert bir tokat gibi suratıma indi.

IMG_4152

Hani insanlığın öldüğü an diye bir deyim vardır ya o kampta ben bunu yaşadım. İnsan olduğumdan o an utandım. Övünüyoruz ya hayvanlardan, bitkilerden ve doğadaki diğer tüm varlıklardan daha üstünüz diye bu söylemler o manzara karşısında o kadar saçma ki tarihindeki bu kara lekeyi ne yapsa silemez insanoğlu.Bu konu sadece Alman ya da Yahudileri kapsamıyor bu ayıp tüm insanlığın.

Prag’a 1-1.5 saat uzaklıkta bir kasaba Terezin. Geçmişte yaşananlar şehrin ruhuna sinmiş olacak ki her yerde sessizlik hakim, sokaklar bomboş şehirde yaşayanlar da öyle. Yaşayan bir ölü şehir burası aslında. Binlerce insanın vahşice katledildiği bu topraklarda günümüzde yaşayan insan sayısı da haliyle çok az.

Terezinde bulunan bu toplama kampı nazilerin kullandığı 3 önemli kamplardan birisiymiş. Fakat toplama ve dağıtım amacıyla kullanıldığı için diğer kamplara göre daha az vahşetin yaşandığı söyleniyor burada. Fakat gördüklerimden sonra asıl vahşetin işlendiği Polonya sınırları içindeki Auschwitz imha kampında göreceklerimi hayal bile edemedim. Bu kampta (Terezin Kampı) 32000 civarında yahudinin katledildiği biliniyor.

IMG_4163

Kampın girişinde sizi “Arbeit Macht Frei” (Çalışmak Özgürlüktür/Özgürleştirir) yazısı karşılıyor. Gördüklerimden sonra orada çalıştırılan insanların nasıl özgürleştirildiğini tahmin edebiliyorum! Kurşuna dizilerek!

Burada insanları kampa getirdikten sonra ilk olarak Kayıt Odalarında sahte belgelerle tüm eşyalarını kayıt altına almışlar. Onlara kamptan ayrılırken eşyalarınız size teslim edilecek karışmasın diye böyle yapılıyor denmiş.Kadın, erkek, çoluk çocuk gelen herkesi çalışabilirliğine göre gruplara ayırmışlar. Yaşlı ve hasta olup iş göremez durumda olanlar banyo yapacakları söylenerek gaz odalarına götürülmüşler, burada onlara vanalardan su yerine Siklon-B gazı verilerek hepsi ölüme terk edilmiş.Öldüklerinden iyice emin olunduktan sonra hepsinin saçları kesilerek kumaş yapımında kullanılması için Kumaş Fabrikalarına götürülmüş.

Cesetler ise fırınlara götürülerek yakılmış ve külleri sabun yapımında kullanılmış.

IMG_4195

IMG_4209

Sağlıklı olanlar ise toplamda en fazla 30-40 kişinin kalabileceği odalara 100-150 kişi doldurularak, tek bir tuvalet deliği olan odalara tıkılmışlar.

Çalışmaları için kampa gönderilen yahudiler arasında sorun teşkil edenleri 2 metreye 1 metre ebatlarındaki küçücük hücrelere kapatarak havasızlıktan ölüme mahkum ediyorlarmış. Bir başka infaz yöntemi ise duvara dayayarak topluca kurşuna dizmekmiş.

IMG_1748

IMG_1808

Asıl vahşetin yaşandığı kısım ise; doktorların canlı canlı kadınlar, çocuklar ve belirli hastalıkları, kusurları olan insanlar üzerinde araştırma amaçlı denemeler yaptıkları deney odaları. Burada kısırlaştırma, gen değiştirme, anne karnındaki çocukların aylık olarak gelişimini takip etmek için, her ay hamile kadınların karınlarını açarak anne karnındaki çocukları incelemek gibi insan aklının almadığı deneyler yapılmış.İnsanlar bayıltılmadan mideleri alınarak, yemek boruları ince bağırsaklarına dikilerek bu şekilde yaşayıp, yaşayamayacakları kontrol edilmiş.İnsanların boylarını uzatmak için bacaklarını keserek, yerine başka bir bacak dikip bu şekilde yürüyüp yürüyemeyeceği kontrol edilmiş. Almanya’ nın özellikle Kadın Doğum, Çocuk Gelişimi, Genetik gibi tıbbi konularda başarılı olmasında bu dönemde yapılan deneylerin etkisinin olduğu bilinen bir gerçektir.

images

En acısı ise çocukların da bu kamplarda esir alınmaları ve daha çocukluklarını bile yaşayamadan, ne olduğunu anlayamadan saçma sapan deneylere maruz kalarak acımasız bir şekilde katledilmeleri.

Kamp içerisinde bir de müze bulunmakta. Burada o döneme ait eşyalar, resimler, belgeler sergilenmekte.Sergilenen resimler arasında kamptaki çocukların çizdikleri resimler de yer alıyor. Kimisi yaşanılan acıyı yansıtıyor kimisi ise çocuk işte nerde olsa çocuk dedirtecek cinsten.

Bu kampta öldürülenler arasında 20 kadar da Türk bulunmakta, nedeni ise sünnetli oldukları için yahudi sanılmış Türk olduklarını ispatlayamadıkları için de onlarda bu kamplarda katledilmişlerdir.

İkinci dünya savaşı sonlarına doğru, kampta tifüs salgını başlamış. İşkencelere rağmen hayatta kalabilen yahudileri bu seferde salgın hastalık ölüme götürmüş. Ruslar kampa ulaştıklarında sadece 7000 kadar yahudi hayatta kalabilmiş.

Tarihde her zaman kanlı hikayeler olmuştur fakat hiç biri bu kadar ölüm kokmamıştır herhalde. O kadar ki aradan geçen onca zamana rağmen yanık et kokusu hala o topraklarda.

indir (1)IMG_4246

IMG_1759images (2)

images (1)

Marmaris/Orhaniye

Kalabalık şehirler, kalabalık hayatlar bir yerlere yetişme telaşı derken ne kadar yorulduğumuzu, yıprandığımızı unutuyoruz. Bazen devam etmek için durmak soluklanmak gerek.

Yılbaşı tatilini fırsat bilerek biz de nefes almak için Marmarise doğru yola koyulduk. İstanbul’un kalabalığına inat bu şehir aksine sakin, tertemiz, mis gibi.Sezonu olmadığı için sahiller, caddeler bomboş, tek tük bizim gibi kafa dinlemeyi seven aileler dışında sadece buranın yerlileri var. Şöyle etrafa bir baaktığınızda iki ayrı şehir iki ayrı hayat gibi geliyor size, bu farkı açık açık görebiliyorsunuz.

 Marmarisin merkezine yaklaşık 20kmlik mesafedeki şirin bir köy olan  Orhaniye de geçirdik tatilimizi.Denizin ortasına kadar yürüyerek gidebildiğiniz, denizin dibini görebildiğiniz turistlerin de dikkatini çekmeyi başaran KızKumu da bu köyde. Halk genelde Turizm, Çiftçilik ve Hayvancılıkla uğraşmakta. Çiftçilik olarak yerfıstığı, narenciye ürünleri yoğun olarak yetiştirilmekte. Balcılık da göz ardı edilemeyecek kadar yapılmaktadır.

Köy Eren dağlarının eteğinde konumlanmış durumda. Kaynağı dağlar olan nehirler ise köyün her tarafına dağılmış durumdalar. Köyün herhangi bir yerinde durup ,şırıl şırıl akan nehrin sesini dinleyebilirsiniz.

IMG_6442IMG_6318  IMG_6355

Her evin bahçesinde mandalina, portakal, limon,nar ağaçlarını görmeniz mümkün. Etraf mis gibi tazelik kokmakta. Bu havayı depolamak istercesine içinize çekmekten kendinizi alamıyorsunuz.

    IMG_6319  IMG_6323   IMG_6320

Kumkat adındaki biçimi limon rengi ise portakala benzeyen, soymanıza gerek olmadan yenebilen, kokusu bergamota benzeyen bu meyve de burada yetişen lezzetler arasında yerini almış durumda.Bu meyveye fortunella, altın portakal gibi farklı isimler de verilmektedir.

IMG_6321

Sahil bölgelerin olmazsa olmazı olan balıkçılık tabiki burada da halkın başlıca geçim kaynağı olmuş durumda. Biz de elimizde misinalar balık tutmaya çalıştık.Çoğunlukla sokkan, çipura cinsi balıklar burada çoğunlukta. Sokkan balığı çok lezzetli olmasına rağmen aynı zamanda dikenlerine dokursanız zarar verebilen bir balık türü. Günün sonunda kendi tuttuğumuz balıkları yememizin keyfi ise başka hiçbir şeyde yoktu.

IMG_6526

Köyün yerlileri bizim her gördüğümüze saldırma halimizi her ne kadar garip karşılasa da etraftaki doğallık ve güzellik bizi resmen çılgına çevirdi. Büyük şehirlerde arasak bile bulamayacağımız bu güzellikler karşısında halimizi gören yerli halk bize gülmekte çok haklı.

Hep böyle değil midir zaten, her gün aynı güzellik içinde uyandığını fark edemeden yaşar gider insan, ne zaman ki yabancı birisi gelir ve ne kadar şanslı olduğunu dile getirirse işte o zaman anlar elindekilerin kıymetini.

Ama artık ülkemizdeki güzellikler birbir yok edilmekte. O yüzden bu güzelliği görmek için çok biraz acele edin.

IMG_6431

Moskova/Rusya

Hazır bugünlerde yaşadığı ekonomik krizle gündemden düşmeyen Rusya’nın başkenti Moskova hakkında biraz izlenimlerin bahsedeyim. Moskova deyince kesinlikle ilk aklınıza gelmesi gereken Metro olmalıdır. Harika bir metro ağı kurulmuş durumda. Resmen örümcek ağı gibi ülkenin her yerine metro ,tren ulaşımı yapmak mümkündür. Metro ağının bu kadar güçlü olmasına rağmen metro içerisindeki mimari yapı bir o kadar eski ve belki de özellikle modern yapıya geçilmiyordur. Metroların içi, koltuklar, metro içindeki hoporlörler herşey çok eski fakat metroda ücretsiz wifi hizmeti bulunuyor. Biz Türkiye’de 3g artık her yerde diye sevinirken adamlar 4g yi kaç yıldır kullanıyorlarmış, bunu duyduğumda suratımı görmeniz lazımdı.
Moskova deyince masal diyarlarını andıran mimarisi ile tüm dikkatleri üzerine çeken Aziz Vasili Katedrali, Kremlin Sarayı ve bu sarayın bulunduğu Kızıl Meydan hakkında konuşmadan olmaz.Bu katedral Korkunç İvan zamanında yaptırılmış olup, bir rivayete göre bu katedralin yapılmasında görev alan tüm mimarların gözlerini kör etmiş ki bir daha bu kadar güzel bir yapı yapamasınlar diye.
Lenin’in mozolesi de bu meydanda bulunmaktadır.Bu meydanın bir köşesinde GUM alışveriş merkezi adındaki Rusya’nın en büyük alışveriş merkezi ise farklı tasarımıyla ziyaretçileri çekiyor.
Türkiye gibi geniş evleri olan bir ülkede yaşamaya alışkın olan insanlar için Rusya’nın 35m2,50m2’lik küçüçük evleri gerçekten çok garip gelebiliyor.Neredeyse tüm binalar gri ve siyah tonlarında, renkli hiçbir bina göremezsiniz.Yeme İçme anlamında ise sarımsaklı ekmeği, bosh çorbası gibi farklı lezzetleri mutlaka tatmalısınız.
Moskova’ya gelip de usta şair mavi gözlü dev Nazım Hikmet’in mezarını ziyaret etmemek olmaz.

GÖZLERİNE BAKARKEN – NAZIM HİKMET

Gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde
kayboluyorum…
Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedi madde gibi gözlerin:

sırrını her gün bir parça veren
fakat hiç bir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan…

IMG_5346IMG_5548