Küçük Şirket Mi, Büyük Şirket Mi?

İş hayatında, kariyer planımızı yaparken bu soruyu sık sık kendimize soruyoruz.

Acaba marka olmuş, herkes tarafından bilinen bir firmada çalışmak mı bana daha çok avantaj sağlar yoksa, küçük bir patron şirketi mi?

Bana sorarsanız bu sorunun cevabı, sizin kariyer beklentinizin ne olduğuyla ilgili. Büyük, kurumsal ve marka olmuş bir firmada çalışmadım ancak, küçük bir patron şirketi ile orta ölçekli yarı kurumsal sayılacak bir firmada çalışmış/çalışan birisi olarak kendimce edindiğim bazı izlenimleri paylaşmak isterim:

Küçük Şirket Dezavantajları:

  • Yeni mezunsanız, genelde ilk iş yerleriniz daha çok patron şirketleri olduğu için iş dünyasına ilk olarak bu pencereden bakmaya başlarsınız.
  • Okulda iş hayatıyla ilgili kurduğunuz hayallerin pek de gerçekçi olmadığını anlarsınız.
  • İş tanımları net değildir, işe gittiğiniz her gün bambaşka bir işlerle meşgul olursunuz, yerine göre bu patronunuzun uçak biletini almaya kadar gider.
  • Mesai saatleriyle ilgili netlik yoktur. İş olsun olmasın, size ilk gün belirtilen saatlerde toparlanmaya başladığınız da üzerinize şimşekleri çekmeniz an meselesidir.
  • Kimse doğru düzgün iş yapmasa bile belirtilen saatin üzerinden yaklaşık 1-2 saat geçmesi için kendine farklı uğraşlar edinir.
  • İşe gidiş gelişleriniz için servis hizmeti yoktur ve toplu taşımalar kabusunuz olur.
  • İş görüşmeleri, işe alım süreci, oryantasyon aşamaları net olmayıp, ilk günlerde laptop/pc verilmediği için tüm gün boş gözlerle etrafı seyredebilirsiniz.
  • Patronunuz sizi bir kere sevmemişse, bunu kırmanız, kendinizi sevdirmeniz çok zordur. Muhtemelen o şirketle ilgili fazla bir beklenti içerisine giremezsiniz.

 

Küçük Şirketin Avantajları:

  • Çalışma ortamı kurumsal firmalara nazaran daha sıcaktır.
  • Patronunuzun isteklerini yetiştirebilmek için gerekirse sabahlara kadar ofiste çalışır, ama bir o kadar da eğlenirsiniz. Pizza partileri gece mesailerinin vazgeçilmezidir.
  • Gece ofisten son çıkan olduğunuz da şirketin açık ışıklarını kapatıp, alarmlarını kurmak da size düşer.
  • Cebinizde şirketin anahtarıyla eve gittiğiniz de çok olacaktır.
  • Eğer birazcık şanslıysanız, bu küçük şirketlerde kendinizi çok iyi yetiştirebilir, farklı konularda tecrube sahibi olabilir, kendinize olan güveninizi arttırabilirsiniz.
  • Patronunuzun güvenini kazanırsanız, artık aileye girmişsiniz demektir ve ömür boyu sürecek bir dostluğunuz olacaktır.
  • Çok iyi bir ekibe sahipseniz, karşılıklı özveriyle çok başarılı işler çıkarabilirsiniz.
  • Farklı, yeni teknolojileri işinizde kullanmanız, bu tür teknik konularda kararlar almak çok daha kolay ve hızlıdır.

Büyük Şirketin Dezavantajları:

  • ODTÜ, Boğaziçi vb. prestijli üniversitelerden mezun değilseniz, yeni mezun biri olarak bu tür firmalara doğrudan girebilmeniz çok zordur.
  • Kalabalık bir ekiple çalışıyor olmanızdan dolayı iletişim zordur.
  • Şirket sahibini genelde hiç tanımazsınız.
  • Sizinle CEO ‘nuz arasında birden fazla yönetici vardır.
  • İşler hiyerarşik ilerlediği için kararlar uzun süreçler, toplantılar sonrasında alınır.
  • Farklı konularda/ tekniklerde iş tecrubesi sahibi olmanız için uzun yıllara ihtiyacınız vardır.
  • Çoğu konuda tek başınıza karar vermezsiniz/veremezsiniz.
  • Çok sayıda elemanın çalıştığı bu şirketlerde o kadar çok kişi arasında fark edilmek, yükselmek ve hedeflediği gibi bir kariyer yapmak hiç de kolay değildir.
  • Üst yönetim için birer istatistikten ibaretsinizdir.
  • İzin almak zordur, işe geç kalmak, mola saatlerine uymamak ciddi anlamda sıkıntı yaratabilecek konulardır.
  • Resmi kıyafet giymek çoğunlukla zorunludur.

 

Büyük Şirketin Avantajları:

  • Kariyeriniz için size büyük bir referans oluşturur.
  • Sonraki iş görüşmelerinizde, sizden bahsedilirken, adnızdan önce bu firmada çalışmış diyeceklerinden emin olabilirsiniz.
  • Çalışan olarak, yan haklarınız fazladır; özel sağlık sigortası, servis hizmeti, primler, ikramiyeler vb.
  • Çalışanların eğitim planlarından sorumlu birimler var olup, sizin uygun eğitimi almanız için planlar yaparlar.
  • Çevrenize çalıştığınız firmadan dolayı hava atabilirsiniz.
  • Maaşlar düzenli olarak belirtilen tarih aralıklarında yatar.
  • İşten çıkarılma riskiniz daha azdır.
  • Çalıştığınız firmanın kapısına kilit vurma riski daha azdır.
  • İş tanımları çok nettir, her işin bir sahibi vardır ve sizden sadece kendi işinizi yapmanız beklenir. Örneğin; yazılımcı iseniz, sizden analiz yapmanız beklenmez.
  • Başınızda sürekli olarak, o iş ne oldu, ne zaman biter diyen bir patron yoktur.

 

Bu listeler daha da uzayabilir.Burada büyük ve küçük firmaların konseptlerinden çok sizin ne istediğiniz, hangisini kendiniz için doğru seçenek olarak gördüğünüz önemli hale geliyor.

Seçim sizin…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİBİ GÖRDÜK, DAĞILABİLİRİZ

Hayatta öyle anlar vardır ki, yaşanmaması için susarsınız, kenara çekilirsiniz, idare edersiniz,ama dersiniz ama, etrafta bir sürü siniz, siniz, siniz…

Ve sonra olması gereken olur. Çünkü olması gerekiyor, diğer türlü eksile eksile sadece günü kurtarmak adına çabalarsınız, yaşarsınız.

İş hayatı çok garip, ya da ben iş hayatına uygun bir insan değilim, günün sonunda vardığım nokta buydu.

Çünkü yöneticileriniz ve içinde olduğunuz bu sistem sizden işlerinizi kendinizi vererek değil, kararında yapmanızı söyler. Ya da benim karşıma çıkanlar öyleydi. Mesai başlayınca iş başlar, önünüze gelen işi acele etmeden, sorgulamadan, bir sonraki adımı düşünmeden içinize sinmeyen bir şeyler varsa umursamadan yapmalısınız.

Eğer tersini yapıyorsanız, yani, araştırıyorsanız, her önünüze geleni olduğu gibi kabullenmeyip sorguluyorsanız, sonrasını hesap ediyorsanız, üzgünüm Yanlış Yoldasınız.

Çünkü bu şekilde çalışan insanlara karşı iş dünyası çok acımasız.Çünkü siz farklısınız, diğerlerinin düzenini bozuyorsunuz. Konuları gereksiz yere uzatıyorsunuzdur.

Bir de şöyle bir açı var; yapabiliyorsanız duruncaya kadar iş yüklerler size Neden? Çünkü Yapabiliyorsunuzdur!!!!

Hal böyle olunca, en ufak bir hata yapmaya, tek satırlık eksiklik yapmaya hakkınız yoktur. Eğer yaparsanız Bittiniz demektir!!!

İnsanlar olanca gücüyle üzerinize gelir.

Peki, bu durumda özverili çalışmak kötü bir şey!!!! Ben yanlış anlamadım dimi Evet Kötü Bir şey. Sonuçta işi asıl sorun eden taraf hasır altı edilir öncesinde ya da sonrasında iş sizdeyse vay halinize ki vay.

Ben bu aralar doğrularımı kaybettim. Geçmişte yoldaşlık ettiklerimden artık çok ayrı pencerelerden baktığımı anladım. Bir zamanlar aynı gökyüzüne bakabiliyorken artık yolların çoktan ayrılmış olduğunu gördüm.

Nokta.

 

 

 

 

 

İş Değiştirmeniz Gerektiğini Nasıl Anlarsınız?

Uzunca bir aradan sonra Merhaba.

Birazcık zorunlu olan bu aradan sonraki yazacağım ilk yazıyı çok daha farklı olacak şekilde planlamıştım ama işler pek benim umduğum gibi gitmedi diyelim.O yüzden birazda sıkılmış bir ruh haliyle bu yazıyı yazarken buldum kendimi.

Konu biraz sıkıcı maalesef 😦

same-changesignpost-300x300

Vaktimizin çoğunu iş yerlerinde tüketiyoruz. Bu nedenle sevdiğimiz, güzel vakit geçirdiğimiz yerlerde çalışmak hem sağlığımız hem motivasyonumuz hem de hayat standartımız için çok önemli.

Aynı iş yerinde uzun yıllar çalışmak, iş ortamından çok daha öteye giderek aile ortamı yakalamak günümüz iş dünyasında bir lüks artık.

Alternatiflerin çok olması, yaşanılan herhangi bir olumsuzluk, maaş beklentisinin karşılanamaması gibi pek çok neden işten ayrılmak için sizleri tetikleyebiliyor.

Benim görüşüm ise bu sebeplerin her ortamda mutlaka var olduğu.Fakat burada belirleyici olan şey sizin bir işyerinden ne beklediğiniz ve olmazsa olmazlarınız.Birisi için sorun teşkil etmeyen bir durum bir başka çalışan için istifa nedeni sayılabiliyor.

Bu yazımda benim için neler olmazsa iş değiştirmenin vakti gelmiştiri anlatmak istiyorum.

  • Her zaman ne istediğini bilen birisi olduğum kanısındayım.Bu nedenle önümü göremediğim, artık monotonluğa giden, her gün aynı şeylerin tekrarlandığı durumlar benim için en tehlikelisi.Yaptığım işte kendimi geliştiremediğimi hissetmem (Ben bu duruma kariyerimden yemek diyorum!) benim için demotive edici bir unsur.
  • İş arkadaşlarımla uyum benim için çok önemli. Genellikle de ekip olarak çalıştığım için anlaşmazlıkların çözümlenmesi, ekip içinde uyumun sağlanması mutlaka gerekli.
  • Terfilere önem verilmemesi, nasıl olsa her işi yapıyor, terfi versem zam isteyecek gözüyle bakılması.
  • Çok çalışıp, olaylara çözüm odaklı yaklaşıp, sorunlara çözüm bulmanıza rağmen takdir edilmemeniz.
  • Şirketlerin çalışanlarına yönelik kariyer planlama stratejilerinin olmaması.Sizi bir pozisyon için işe aldıkları andan itibaren o pozisyona olan ihtiyaç devam ettiği sürece sizi hep o pozisyonda çalıştırmak.
  • Yöneticinizle uyumunuz da çok önemli.Sizi emrinde çalışan biri olarak görmek yerine, kariyeriniz için tavsiyelerde bulunan, anlayış gösteren, destekleyen liderler her çalışanın tercihidir sanırım.
  • Çalışanlar arasında haksızlıkların yapılması, başarılı işler yapmanıza rağmen bunların fark edilmeyip! hak etmediğini düşündüğünüz insanların yükselmesi.
  • Yapmak istediğiniz işlerle ilgili şirketinizde uygun pozisyonun olmaması.
  • Sizi heyecanlandıran yeni projelerin olmaması, mevcut projelerle devam edilmesi ya da aynı tür işlerin önünüze gelmesi.

Bana bırakırsanız bu listeye daha çok şey eklenebilir. Ama en bilindik ve olmazsa olmazları yazmaya çalıştım.

Nasıl durum, tamam mı devam mı? 🙂

Günümüz Türkiyesinde sevdiği işi yapan kişi sayısı oldukça az. Bu nedenle işverenler için bu tür çalışanlar bulunmaz bir nimet. Fakat şirketlerin yanlış kaynak yönetim stratejilerinden dolayı, iş yerlerine küstürülen pek çok çalışan var. Bu sektörde herşey birbirine bağlı bir döngü aslında. Siz çalışanlarınızı motive ederseniz onlardan daha çok verim alırsınız, ve bu durumu sürdürülebilir hale getirdiğinizde ise ortaya çok güzel çalışmalar çıkacaktır.

Analist Dediğin

  • Müşteri iletişimi iyi olmalıdır.Çalıştığı firmayı temsil ettiğini asla unutmamalıdır. Farklı ve aranılan bir analist olmak için, genelden biraz farklı davranmalı ve düşünmelidir.Müşterileri ile sohbet etmekten çekinmemeli, onlar gibi düşünmeye çalışmalı onlara yol gösterici olmalıdır.
  • İşini bir oyun olarak görmeli ve sürekli aynı teknikleri kullanmak yerine kurum kültüründen çok sapmamak şartıyla, kendi tarzını oluşturmalıdır.Her yeni projede bir şeyleri diğer projelerden farklı yapmalıdır.
  • Yöneticisine fazla detay vermeden ama kilometretaşlarını da atlamadan ayaküstü sohbetlerde bile bilgi vermelidir.Bunun yerine belirli dönemlerde rapor göndermeyi tercih ederse, yöneticisinin yoğun mail trafiğinde raporların gözden kaçacağını unutmamalıdır.
  • Analiz işinde tek bir doğru olmadığını en baştan kabul etmesi gerekmektedir. Bu sebeple ekip arkadaşları ile fikir alışverişi yapmaktan çekinmemelidir.
  • Detaycı olmalıdır. Herşeyi sorgulamalı, en ideal olanı bulmak için çabalamalıdır.
  • Ekibiyle küçük toplantılar yapmaktan çekinmemelidir. Bu tür uzun olmayan toplanmalar, ekibi motive eder, ekip proje gidişatından haberdar olur.
  • Dahil olmadığı projelerde kendisinden yardım istendiğinde hiç düşünmeden EVET demeli ve yardımcı olmaya çalışmalıdır.
  • Sürekli aynı ekiple çalışıyorsa, onların çalışma kültürünü öğrenmeli ve analizi yaparken bu bilgiyi dikkate almalıdır.
  • Proje tamamlanıp, ürün teslimatı yapılmış olsa bile belirli zamanlarda müşterileri arayarak, kısa sohbetler etmeli bu arada proje memnuniyeti hakkında bilgi almalıdır.
  • Kendini sürekli güncel tutmalı, seminer, kurs gibi alternatifleri değerlendirmeli, başkaları nasıl yapıyoru araştırmalıdır.

Ekip Çalışması ve Sinerji

İş hayatında en önemli sayılabilecek unsur ekip olarak ortaya bir ürün çıkarabilmenizdir.İş ilanlarının bile olmazsa olmazıdır, “Ekip Çalışmasına Uygun” olmak.

Hemen hemen her kurumda artık bireysel iş yapmak pek mümkün değil. Daha çok ekip olarak, paydaşlar halinde iş yapmak tercih ediliyor. Özellikle benim de içinde bulunduğum bilişim sektöründe tek başına bir kişinin çalışması ihtimaller dahilinde bile değil.

Teamwork and team spirit  
Peki ekip olarak iş yapmak zor mudur? Maalesef zordur. Neden zordur?

İş dünyasında aynı çatı altında farklı kültürlerden, eğitimden ve karakterden pek çok insanla bir arada çalışırız. iş arkadaşlarımızı seçme lüksümüz yoktur. Onlarla iş yapma zorunluluğumuz vardır.

Kendi işimden örnek vermem gerekirse; mobil uygulama projesi var önünüzde. Yöneticiniz sizden belirlenen tarih aralığında projenin eksiksiz bir şekilde teslim edilmesini bekliyor. Önünüzde zorlu bir yol var. Öncelikle projenin kapsamının belirlenmesi için projenin büyüklüğüne göre bir analiste, kodlamanın yapılabilmesi için en az bir yazılımcıya, ürünün kodlanması aşaması bittikten sonra düzgün bir şekilde yapıldığına emin olabilmek için bir tester ve tüm bu süreci yönetmesi için bir proje yöneticisine ihtiyacınız var. En kötü ihtimalle 4 kişilik bir ekibin olması demek, ve yaptığınız iş gereği bu 4 kişi sürekli birbiri ile iletişim halinde olmak zorunda. Yazılımcı kodlama sırasında netleşmeyen noktaları analiste sormak durumunda, analist kapsam konusunda proje yöneticisine danışmak zorunda, tester hata aldığında bunu yazılımcıya ya da analiste bildirmekle yükümlü, proje yöneticisi ise, üstüne bilgi vermek için tüm döngünün içinde olmak mecburiyetinde.

takım-çalışması1

Şimdi ne demek istediğimi daha iyi anladığınızı düşünüyorum. Bu süreçte ekip arasındaki ilişkilerin iyi olması işin devamlılığı için çok önemli hale geliyor. Herkesin işi yapış şekli birbirinden farklı. Kimisi çok titiz kimisi üstünkörü iş yapıyor, kimisi ise ne iş yaptığını bilmeden iş yapmaya çalışıyor. Bu noktada iletişim yönetimi çok önemli hale geliyor. Ekibin birbirini tanıması, anlaması ve gerektiğinde destek olması iş hayatında en önemli şeyler. Uzun süre aynı ekiple çalışıyorsanız birbirinize alışacağınız için bu süreci yönetmek bir nebze daha kolay hale gelse de öyle organizasyonlar var ki, proje bazlı sürekli yeni ekipler oluşturuluyor ve belli bir yöneticiniz bile yok.Oluşacak karmaşayı düşünebiliyor musunuz?

FullSizeRender (1)

Yeni global yönetim felsefesinde önem kazanan bir kelime Sinerji. Sizde mutlaka duymuşsunuzdur, bütünün parçalarının toplamından daha fazla olması demektir, başka bir deyişle 1+1=3 olmasıdır.

Yani bir elin nesi var, iki elin sesi var söyleminin iş hayatına uyarlanmış halidir.

Peki ekip olarak sinerji oluşturabilmek için ne yapmamız gerekiyor? Öncelikli olarak herşeyin temelinde karşılıklı anlayış ve saygı yatıyor. Empati yaparak, çözüm odaklı hareket ederek başarılı olabilirsiniz. Bu noktada sürecin sahibi kimse, ki genelde proje yöneticisidir,o kişiye çok iş düşmektedir. Ekip üyelerini dinlemek, anlamak, varsa sorunlarına çözüm bulmaya çalışmak onların öncelikli işleri arasında olmalıdır.

İş görüşmelerinde sizlere hobileriniz sorulduğunda cevaplarınız arasında futbol, basketbol gibi takım olarak yapılan aktiviteler var ise, rakipleriniz arasından bir adım öne çıkacağınız kesindir, çünkü onlar bu soruyu sizin ekip halinde çalışabilirliğiniz olarak algılamaktadırlar.

e14b20c_b İnsan doğası gereği motive edilmek ister.Bunun için çok fazla bir şey yapmanıza da gerek yoktur. Ortaya küçük ödüller koymak, ekip olarak ortak aktivitelerde bulunmak, iş dışında vakit geçirmek, birlikte yemek yemek, sabah herkesden önce gelip masalarına küçük süprizler bırakmak vb. yeterki bunu yapmak isteyin, aklınıza gelecek bin bir türlü şey eminim olacaktır.

İş hayatında başarılı olmak istiyorsanız, işinizi seviyorsanız çözüm odaklı hareket etmeli, ekip motivasyonuna önem vermeli, yeni fikirlere açık olmalı, sürekli kendinizi güncellemeli, kültürel farklılıklara saygılı olmalı ve insanla iş yaptığınızı asla unutmamalısınız.

İş Yerlerimize Ne Kadar Bağlıyız?

shutterstock_89774020-a-salt-okunur

Çalıştığımız şirketler nasıl bizi değerlendiriyor, ölçüp tartıyor, yeteneklerimize, iş yapma kabiliyetlerimize göre bize bir değer biçiyorsa bence çalışanlarda aynı şekilde çalıştıkları firmaları değerlendirmelidir. Bunun direkt olarak firmaya bir etkisi yok gibi görünüyor olsa da aslında bir firmanın rakipleri arasından sıyrılmasında en büyük etkenlerden birisi de budur aslında.

Çalışanlarınıza maaşlarını ödeyip, çalışma ortamlarını düzenleyerek onların memnuniyetini sağladığınızı düşünmemelisiniz. Yaşadığımız dönem her ne kadar teknoloji çağı olsa da hala insan her iş yerinde odak noktası konumunda. İnsan doğası gereği duygusal bir varlık. Takdir edilmek, onaylanmak, değer verildiğini hissetmek emin olun onun motivasyonu açısından, işine dört elle sarılması açısından çok daha önemlidir. Evet hayatını sürdürebilmesi için maaşının düzenli olarak ödenmesi ekonomik olarak tabiki en önemlisi fakat bir işin ve başarının sürdürülebilirliği bence çalışandan çok firma için önemlidir.

Her sabah işe geldiğinde bıkkınlık hissetmeyen, etrafına gülücükler saçan, işini iş olarak değil de hayatının bir parçası olarak gören çalışanlarınız olursa emin olun bitiremeyeceğiniz proje yoktur. Ertesi güne yetişmesi gereken bir iş mi var daha siz söylemeden (böyle çalışanlarınız varsa) onlar işe koyulmuşlardır bile. Uzayan mesai saatleri onlar için birer işkence olmaktan çok eğlence haline gelmiştir çoktan.

Bu çalışanlarınız belki de çok komik ücretlere bile çalışıyor olabilirler ama düşündükleri şey şudur, kendimi geliştirmem şu an için aldığım maaştan daha önemli, çalışma ortamım çok iyi hem güzel vakit geçiriyorum hem de öğreniyorum. Bu insanlara sonuna kadar güvenebilirsiniz. Ama bildiğim kadarıyla böyle firmalar yani çalışanlarının bağlılığı ve memnuniyetine önem veren firmalar maaş konusunda da çalışanlarını memnun etmektedirler.

Bir iş yeri düşünün çalışanlarının kendilerini geliştirmesi için eğitimler, sosyal aktiviteler düzenliyor. Onlar adına kariyer planlaması yapıp, kabul ettikleri takdirde şirket içinde farklı pozisyon veya projelerde onlara değişik tecrubeler yaşamalarına olanak sağlıyor.Sizce böyle bir firmada çalışan personelin firmaya bağlılığı tartışılabilir mi? Ülke olarak bu tarz yöntemler uygulayan firmalar elbette vardır fakat bunun genele yayılması için epey bir emek vermemiz gerekiyor.

Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi çalışanlarınız Y kuşağı ise değişikliklere açık olmalısınız, onları anlamalı, onlara saygı duymalı onları sadece çalışan olarak görmemeli değer vermelisiniz. Eğer bu yöntem yanlış olsaydı  GOOGLE ofisleri bugünkü gibi olur muydu sizce?

NESİLLER AYRILIĞI (X,Y,Z)

Artık nesilleri X, Y, Z kuşakları olarak ayırıyoruz. Bu ayrımda kuşaklar arası davranış farklılıkları da belirgin bir rol oynuyor.

X kuşağı ile yazıya başlarsak eğer; bu kuşak 1965-1979 yılları arasında doğmuş olan kişileri kapsıyor.En genci 36 yaşında olan bu kuşak daha itaatkar, sabırlı, planlı, süprizleri çok sevmeyen bir nesil.

Y kuşağına gelirsek, şu an ki gençliğin büyük çoğunluğunu kapsayan bu kuşak 1980-1999 yılları arasında doğmuş gençlerden oluşmaktadır ki en büyüğü 35 yaşındadır. Bu nesil farkını bence en çok iş dünyasında göstermektedir. Sabırlı, itaatkar bir nesilden sonra Y kuşağı firmaları şaşırtmaktadır. Neden mi?

Bu kuşak; daha hareketli, aceleci, çabuk sıkılan, terfi için uzun yıllar beklemek yerine nokta atışı yapmak isteyen, eğlenmeyi seven, biriktirmek yerine anın keyfini çıkarmayı tercih ettiği için harcama yapmaktan çekinmeyen, sık iş değiştirmeyi sorun olarak görmeyen, iş yerinde rahat giyinmeyi tercih eden, otoriteyi çok fazla sevmeyen, fikir ayrılığına düştüğünde çekinmeden yöneticisi bile olsa cevap vermebilen, daha çok kendi işinin patronu olmak isteyen özellikleri ile adından sıkça söz ettirmektedir Y kuşağı.

Gelelim Z kuşağına. Benim en çok merak ettiğim kuşak çünkü benim gibi Y kuşağı olan kişilerin ileri de yöneteceği nesil onlar ve bu nesil ipad, tablet,akıllı telefonlarla büyüyür. Yaş aralığı olarak 2000- ve sonrası olan bu nesilin en büyüğü 15 yaşında. Geçen sene Galatasaray Üniversitesinde aldığım bir eğitim sırasında saygıdeğer bir hocamın bahsettiği gerçek bir olayı anlatmak istiyorum.

Henüz 2.5 -3 yaşlarındaki bir çocuğu ailesi gözlerinde Miyop (uzağı görememe) olduğu şüphesi ile göz doktoruna götürüyor. Doktor çocuğu muayene ediyor ve ailesine daha yeni yeni konuşmaya başlayan bu çocuğun görme sorunu yaşadığını nasıl fark ettiklerini soruyor. Annesi, çocuğu parka götürdüğünde ağaçları çocuğuna gösterdiğinde çocuğun ağaçları görebilmek için elleriyle nasıl tablette bir resmi büyütme işareti yapıyorsa, ağaç içinde ellerini aynı şekilde kapatıp açtığını gördüğünü bunun üzerine uzağı görme sorunu yaşadığını fark ettiğini söylemiş.

Bence durumu özetleyen bir hikaye. Bu sebeple şimdiden X kuşağını anlamak için araştırmaya, okumaya başlayın derim.

Geçenlerde katıldığım GDG Dev Fest adlı yeni nesil yazılımcıları bir araya getiren bir etkinlikte Turkcell yöneticileri tarafından yapılan seminerde konuşmacıları dinleyen bizler, aynı zamanda twitter, facebook gibi sosyal ağlar üzerinden de konuşmayı takip ediyor, konuşmacılara twitter üzerinden sorularımızı soruyor, bir taraftan da fotograf çekip instagram da paylaşıyorduk.

Değişimi engelleyemezsiniz o yüzden değişime ayak uydurun, geride kalmamak için harekete geçin ve geç kalmayın derim.

İşiniz Hobiniz Mi?

Kaç kişi hayallerindeki işi yapıyor? İşini hobi olarak gören var mı aramızda? İş tercihlerinde hayal kırıklığı yaşayanlardan mısınız? …
Bu soruların sonu yok, çoğumuzun hayatı keşkelerle dolu, hayal kırıklıkları etrafa saçılmış durumda.

Ben çok şükür ki sevdiği işi yapan azınlıkdanım. İşimi sadece iş olarak görmüyorum, ortaya çıkan ürünün kullanıldığını görmek beni mutlu ediyor.Karmaşık, darmadağın konuların bir puzzle’ın parçası gibi biraraya getirilmesi bunun anlatılması, birlikte çalıştığım iş arkadaşlarıma neyi nasıl yapacaklarını tariflemem,kontrolün bende olması, bu sürecin yönetimi kısacası ürünün ekip içindeki sahibi olmak benim için harika şeyler. İşim gereği sürekli araştırmam, kendimi geliştirmem, farklı şeyler denemem gerekiyor.

İnsan ilişkileri, müşteri yönetimi, onları anlamak, anladığınızı onlara hissettirmek, samimi davranmak kısacası müşterinin güvenini kazanmak bilişim sektöründe altın değerindeki kelimeler. Bu hareketlilik her ne kadar yorucu olsa da insana çok şey öğretiyor.

İşin bir diğer boyutu ekiple çalışmak, uyumlu davranmak, iş ortaklığı yapmak ama bu başka bir yazının konusu olmalı bence.
Herkes bu kadar şanslı değil, hayat koşulları önümüze konan sınav engeli gibi nedenlerle çoğumuz istediğimiz değil, puanımızın yettiği bölümleri tercih etmek zorunda kalıyoruz. Bunun sonucunda ise işini sevmeyen, zorunluluktan çalışan, mutsuz kişilere dönüşüyoruz.

Peki işimizi sevmiyoruz ne yapmalıyız? derseniz size diyeceğim çok fazla şey yok, eğer imkanınız varsa mutlu olacağınız işleri yapmayı deneyin, yoksa durumu kabullenip sevmek için kendinize nedenler yaratın. Yine de olmuyorsa eninde sonunda sevdiğiniz şeyi yine de yapmaya bakın derim…

Hayatın her anında mutsuz olmak çok kolay hatta en kolayı, zor olan mutlu olmak, gülümseyebilmek,

GÜLÜMSEYİN 🙂

images (1) images (2)

 

 

ISTQB Sertifikası

11382343614-2

Kariyerini Bilgi Teknolojileri alanında geliştirmek isteyen herkesin mutlaka alması gereken uluslararası geçerliliği olan sertifika. Çalıştığım firmanın aracılığı ile gittiğimiz 2 günlük Yazılım Test Eğitimi sonrasında kesinlikle cv ‘imde olmasını istediğim bu sertifikayı almak için “Turkish Testing Board” tarafından düzenlenen sınava girdim. Sınav 40 sorudan oluşuyor, yaklaşık 1 saat süreniz var. Sertifikayı almak için %65 başarı göstermeniz gerekiyor.Sınavın artık Türkçe desteği de bulunuyor. Sınavda yazılım test süreçleri, test çeşitlerine göre izlenmesi gereken adımlar, kaliteli yazılım için olması gereken kriterler, Proje Yöneticisi, Test Ekibi, Analiz ekibi arasındaki iletişim ve görev dağılımı, Müşteri Kabul Testleri (UAT) gibi konularda örnek olaylar üzerinden sorular soruluyor. Yazılım alanında büyük resme bakmabilmek, paydaşları anlayabilmek adına size epey faydası olacağını düşündüğüm bir sertifika.