İşyerini Çalışanlar Oluşturur

2002 yılında Google’ın CEO’su Larry Page aklına gelen kelimeleri arama motoruna yazıp ne tür sonuçlar getirdiğini test etmek ister ve gördüğü sonuçlar onu büyük bir hayal kırıklığına uğratır. Arama sonucu çıkan reklamların da aynı şekilde çoğunun alakasız olduğunu gören Larry, mesela “Fransız Mağara Resimleri” olarak arama yaptığında mağara resmi sattığını iddia eden ancak hiç ilgili olmayan e-ticaret sitesi reklamlarıyla karşılaşır.

Peki kendimizi Larry Page‘in yerine koyarsak ilk ne yapardık? Bir an için düşünün!

Bu ürünün esas sorumlusunu/sahibini bulur, buluşturur, hatta sitemkar bir de mail hazırlar belki biraz daha ileri giderek sonuçların en ilgisizini seçip maile ek yapar derhal bir toplantı planlarız.

Sonrasında gergin anlar, agresif mailleşmeler, toplantılar, gerekçeler, öneriler, planlar ve çözüm ya da çözümcükler.

Google’da neler olmuş dersiniz?

Larry Page beklenilenin aksine ilgisiz sonuçların bir kaçının çıktısını alıp, çalışanların sık kullandığı bilardo masasının yanında bulunan panoya asıp, ardından ne bir sorumlu arama, ne bir sitemkar mail bunların hiç birine girmeyip, sorundan da hiç kimseye bahsetmeden ofisten ayrılmış.

Yaklaşık 72 saat sonra pazartesi günü sabah 05:05 civarında bu ürünle direkt olarak ilgili olmayan, şirket mühendislerinden yaklaşık 5 kişinin de bulunduğu bir ekipten Larry’e bir e-posta gelmiş.

Mailde gerçekten arama sonuçlarının ne kadar rezil olduğu fikrine katıldıklarını, bilardo oynarken panoyu fark ettiklerini ve sorunun sebebinin ne olduğunu, çözüm önerisi ile birlikte bu 5 kişilik ekibin hafta sonu oturup kodlama yapacağı, hatta çözüme yönelik bir prototipi ve örnek sonuçlarla birlikte bu çözümün mevcut sisteme nasıl entegre edileceği açıklayan link de mailde gönderilmiş.

Ne düşünüyorsunuz?

CEO’nun gözüne girmeye çalışan bir grup genç mi?

Açıkcası CEO düzeyinde gelen böyle bir eleştiriye bu üründen sorumlu olmayan mühendislerin,kendiliğinden ellerini taşın altına koyması bununla yetinmeyip, analizini yapıp, detaylı bir çözümle tarih dahi vererek, hafta sonlarından feragat etmesi gerçekten inanılmaz daha doğrusu ilham verici.

(Merak edenler için çözüm mantığında baz alınan şey; reklam sonuçları ile arama teriminin uygunluğunun ölçülmesi ve bir reklam alaka puanı sisteminin devreye sokulması imiş. Sonrasında o puana göre yayımlanıp, yayımlanmayacağının karar verilmesi, yayımlanacaksa sayfanın neresinde görüntüleneceğinin belirlenmesiymiş.)

Peki daha güzeli ne biliyor musunuz?

Bu çalışmanın Google ‘ın AdWords motorunun temelini oluşturması. Bu işten şirketin ne kadar (multi-milyar dolar …) para kazandığı konusuna girmek dahi istemiyorum.

Bu bilgiyi şu an okumakta olduğum Eric Schmidt ve Jonathan Rosenberg‘in yazmış oldukları Google Nasıl Yönetiliyor kitabından okudum ve okur okumaz paylaşmak istedim çünkü bu olay beni adeta büyüledi.

Düşünebiliyor musunuz, bir sorun var ve siz üzerime vazife değil demeden sadece soruna ve çözüme odaklanarak, belki şirketinizin itibarını da düşünerek bir çözümle gidiyorsunuz. Bu öneri başarısızlıkla da sonuçlanabilirdi, itibar görmeyebilirdi ama o kadar eminler demek ki başarısız olmaları durumunda kimsenin onlara kızmayacağına “tek parametreleri” var soruna kalıcı ve kapsamlı bir çözüm üretmek.

Bizlerde ise soruna ve çözüme gelinceye kadar sorguladığımız o kadar çok soru işareti var ki, enerjimizin çoğu bu yolda tükenmekte ve çözüme odaklanmak için elimizde ne zaman ne heves ne de cesaret kalmakta.

Burada kişisel çıkarlar kadar şirketin itibarını düşünme daha düzgün ifade etmek gerekirse şirket kültürü ile kişisel kültürünüzü özdeşleştirme ikisini bir tutma çok önemli ama malesef biz bu çizgiden çooook uzağız. Bunun için her iki tarafında adım atması gerekmekte sanırım.

Yazımı burada sonlandırıken bu alıntının benim gibi sizleri de heyecanlandırdığını, Google gibi bir firma ve orada çalışan mühendisler olmanın ne demek olduğu konusunda ufak da olsa bir fikir verdiğini düşünerek İşyerini çalışanlar oluşturur diyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Garip Lider/Jose Mujica

Bir devlet başkanı düşünün aldığı 12000 dolar olan maaşın %90’nını yoksullara ve küçük girişimcilere yardımcı olmak için bağışlıyor ve net olarak kendisine 775 dolar gibi bir miktar kalıyor. Geçimini bu kalan paradan sağlıyor.

Yukarıdaki resimde gördüğünüz eşine ait olan çiftlik evinde yaşamayı tercih ediyor.Evin dışında çamaşırlar kurutuluyor. Evin suyu bahçede etrafı otlarla kaplı bir kuyudan geliyor.Güvenliği sadece iki polis memuru ve üç bacaklı Manuela adlı köpek sağlıyor.Başkan ve karısı, birlikte tarlada çalışıyor, çiçek yetiştiriyorlar.

s-c61c8d43593678ab78f4bb85a6cb785a1b9ec5d4

Bizim için ne kadar farklı bir devlet adamı portresi değil mi? Devlet adamı dediğin etden duvarlar arasında yaşar, maaşı dediğin rakamın sonundaki sıfırı sayamazsın, ev konusuna hiç gelmiyorum bile!

(Yukarıdaki resimdeki bina Uruguay’ın Başkanlık Binası ama Mujica orada yaşamıyor.)

Bahsettiğim kişi Uruguay Devlet Başkanı Jose Mujica. Google’a dünyanın en yoksul devlet başkanı diye yazarsanız hemen karşınıza çıkacaktır kendisi.

Her zaman farklı olan şeyler dikkatimi çekmiştir.Mujica’da onlardan birisi. Hayatını incelediğimde;

“En yoksul devlet başkanı olarak anılıyorum ama kendimi yoksul hissetmiyorum. Yoksul insanlar sadece pahalı bir hayat tarzına sahip olmayı sürdürmek adına çalışan insanlardır ve her zaman daha fazlasını, daha fazlasını isterler” diyor Mujica.
Sözlerini “Bu bir özgürlük meselesi. Çok fazla mülke sahip değilseniz kendinizi hayatınız boyunca köle gibi çalışmak zorunda hissetmezsiniz ve böylece kendiniz için çok daha fazla zamanınız olur. Garip bir yaşlı adam gibi görünebilirim ama bu özgür bir seçim” diye sürdürüyor.

hayata bakış açısına hayran kaldım. Kesinlikle takip edilmesi gereken bir kişi.Bir insan düşünün ki tüm imkanlara sahip olmasına rağmen para, mal mülk gibi şeylerin onun için hiç bir değeri yok. Tabiki bu olgunluğa erişebilmek için başına bir sürü olay gelmiş.14 yıl cezaevinde yaşamış mesela, hem de çok zor şartlar altında. 6 kez vurulmuş.

s-c9b7c91372180e84c56d6e7f877381e058ca98a5

Öyle son model makam aracı falan da yok. 1987 model mavi bir vosvosu var. Bir arap şeyhi kendisini arayarak 1 milyon dolara arabasını kendisine satmasını teklif ettiğinde ise teklifi kibarca geri çevirmiş.

Neden böyle yaptığı sorulduğunda ise üç bacaklı köpeği Manuela’yı veterinere götürmek için arabaya ihtiyacı olduğunu o yüzden satmadığını söylemiş.

s-e9bacd942f6d77376d4aef5bc5eb04d3133d1321

Yaşam tarzından dolayı halk Mujica’yı kendine yakın hissediyor ve samimi buluyor. Yaptığı bağışlar ülke ekonomisine büyük katkılar sağlamış. Fakat esrar kullanımının yasal olmasını sağladığı için halktan büyük tepki toplamış durumda. 1 Mart 2015’de görev süresi dolacak olan Mujica’nın yasa gereği tekrar aday olma şansı yok. Zaten kendiside artık emekli olacağı günlerin bir an önce gelmesini istediğini söylüyor.

Uruguay; yaklaşık 4 milyon nüfusa sahip, yaşam kalitesi açısından dünyanın 19. ülkesi. Aynı zamanda Latin Amerika ülkeleri arasında en düşük suç ve cinayet oranına sahip ülke.Seçimlerden sonra devlet başkanı olarak kim seçilirse seçilsin, Mujica’nın yerini doldurması, halkın sempatisini aynı şekilde kazanması zor olacağa benziyor.

İş Yerlerimize Ne Kadar Bağlıyız?

shutterstock_89774020-a-salt-okunur

Çalıştığımız şirketler nasıl bizi değerlendiriyor, ölçüp tartıyor, yeteneklerimize, iş yapma kabiliyetlerimize göre bize bir değer biçiyorsa bence çalışanlarda aynı şekilde çalıştıkları firmaları değerlendirmelidir. Bunun direkt olarak firmaya bir etkisi yok gibi görünüyor olsa da aslında bir firmanın rakipleri arasından sıyrılmasında en büyük etkenlerden birisi de budur aslında.

Çalışanlarınıza maaşlarını ödeyip, çalışma ortamlarını düzenleyerek onların memnuniyetini sağladığınızı düşünmemelisiniz. Yaşadığımız dönem her ne kadar teknoloji çağı olsa da hala insan her iş yerinde odak noktası konumunda. İnsan doğası gereği duygusal bir varlık. Takdir edilmek, onaylanmak, değer verildiğini hissetmek emin olun onun motivasyonu açısından, işine dört elle sarılması açısından çok daha önemlidir. Evet hayatını sürdürebilmesi için maaşının düzenli olarak ödenmesi ekonomik olarak tabiki en önemlisi fakat bir işin ve başarının sürdürülebilirliği bence çalışandan çok firma için önemlidir.

Her sabah işe geldiğinde bıkkınlık hissetmeyen, etrafına gülücükler saçan, işini iş olarak değil de hayatının bir parçası olarak gören çalışanlarınız olursa emin olun bitiremeyeceğiniz proje yoktur. Ertesi güne yetişmesi gereken bir iş mi var daha siz söylemeden (böyle çalışanlarınız varsa) onlar işe koyulmuşlardır bile. Uzayan mesai saatleri onlar için birer işkence olmaktan çok eğlence haline gelmiştir çoktan.

Bu çalışanlarınız belki de çok komik ücretlere bile çalışıyor olabilirler ama düşündükleri şey şudur, kendimi geliştirmem şu an için aldığım maaştan daha önemli, çalışma ortamım çok iyi hem güzel vakit geçiriyorum hem de öğreniyorum. Bu insanlara sonuna kadar güvenebilirsiniz. Ama bildiğim kadarıyla böyle firmalar yani çalışanlarının bağlılığı ve memnuniyetine önem veren firmalar maaş konusunda da çalışanlarını memnun etmektedirler.

Bir iş yeri düşünün çalışanlarının kendilerini geliştirmesi için eğitimler, sosyal aktiviteler düzenliyor. Onlar adına kariyer planlaması yapıp, kabul ettikleri takdirde şirket içinde farklı pozisyon veya projelerde onlara değişik tecrubeler yaşamalarına olanak sağlıyor.Sizce böyle bir firmada çalışan personelin firmaya bağlılığı tartışılabilir mi? Ülke olarak bu tarz yöntemler uygulayan firmalar elbette vardır fakat bunun genele yayılması için epey bir emek vermemiz gerekiyor.

Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi çalışanlarınız Y kuşağı ise değişikliklere açık olmalısınız, onları anlamalı, onlara saygı duymalı onları sadece çalışan olarak görmemeli değer vermelisiniz. Eğer bu yöntem yanlış olsaydı  GOOGLE ofisleri bugünkü gibi olur muydu sizce?