Kafamda Bir Tuhaflık

Yazarı: Orhan PAMUK

Başrol Karakteri: Bozacı Mevlüt Karataş ve 1969-2012 yılları arasında İstanbul hayatının pek çok kişinin gözünden anlatılmış bir resmi

Tarihten Bir Alıntı: “Kafamda bir tuhaflık vardı, içimde de ne o zamana ne de o mekana aitmişim duygusu” (William Wordsworth)

Okurken Size Eşlik Etmesi Gereken Müzik:  Sona Jabarteh- Mamamuso, Le Trio Joubran-Masar

Mevlüt hayatta ilk defa denizi orada, akşam karanlığında gördü. Deniz rüyalar gibi karanlık ve uyku gibi derindi. Tatlı bir yosun kokusu vardı serin rüzgarda. Avrupa tarafı ışıl ışıldı.Mevlüt denizi değil, bu ışıkları ilk görüşünü hayatı boyunca hiç unutmadı.

Bu benim ilk Orhan Pamuk kitabım. Okurken hep bu tür bir roman okumayı ne kadar özlediğimi hissettirdi bana. Orta ve lise yıllarımda İstanbul’u ve farklı insanların hayatlarını bu kadar güzel, oradaymışsın gibi anlatan kitapları okurken tarifsiz bir heyecan ve mutluluk duyardım, Orhan Pamuk’un bu eserini okurken de aynı böyle hissettim, yıllar sonra.

Çevirdiğim kitabın sayfaları değil de tarihin arşivlenmiş olaylarıydı sanki. Şimdi sokaklarını karış karış gezdiğimiz Beyoğlu, Taksim, Haliç Bozacı Mevlüt’ün attığı her bir adımda nasıl da onun hayallerine götürmüş, nasıl o zamanlara tanık etmiş bizleri.

Boza satmak için evlerine misafir olduğu eski İstanbul’lu aileler, onların kimi zaman şüpheli, kimi zaman dostane sohbetleri,eski Feriköy, Haliç, Dolapdere sokaklarına yapılan ziyaretler…

Sokaklardaki dünya okuldakinden çok daha büyük ve hakikiydi.

Kafamda Bir Tuhaflık 1960’lı yıllardan 2012’li yıllara kadar uzanan Anadolu’nun bir köyünde başlayıp, İstanbul’da devam eden, hem bir aşk hem de bir yakın tarih romanı. Kuzeninin düğününde sadece göz göze geldiği, adını bile bilmediği bir kıza aşık olup, ona 3 yıl boyunca mektuplar yazan, babasıyla birlikte tek odalı bir evde hayata tutunmaya çalışan, İstanbul’da bozacılığın yanında yoğurtçuluk, pilavcılık, otopark bekçiliği gibi ailesini geçindirmek için pek çok iş yapan, kalbi temiz, iyi niyetli, duygusal Mevlüt’ün hikayesi.

Bunun yanında sokaklarda karşılaştığı olaylar, yıllar geçtikçe şehrin yaşadığı dönüşüm, fakir zengin ayrımının okuldan, iş hayatına kadar kişinin kaderini nasıl belirlediği, gecekondulardan plazalara nasıl geçildiği gibi konulara Mevlüt’ün gözünden şahitlik ediyorsunuz.

Aralarında ne kadar sorun yaşamış olsalar da, birbirlerini çok sevmeseler de birbirlerinden bir türlü kopmayan ailelerin hikayeleri, Anadolu’dan gelip zengin olanlar, başaramayıp memleketine dönenler, diğer yandan ülkenin içinden geçtiği dönüşümlere, siyasi çatışmalara, darbelere tanık olur.

Ama Mevlüt bu modern destandaki tüm karakterlerden farklıdır, onun kafasında bir tuhaflık vardır. Hikaye boyunca bunun sebebini sorar, nedenini arar hep Mevlüt. Babasından kalan İstanbul Duttepedeki tek odalı gecekondusuna apartman dikileceğinde, köydeki ablalarına da birer daire düşsün diye pazarlık planları yaparken, amcasının aklına girip, “Salak olma Mevlüt, hep sen çalıştın, onların hiç bir hakkı yok, tüm daireleri kendin al, birisinde oturur diğerlerinin kiralarıyla da geçinirsin hem artık sokaklarda boza satmana da gerek olmaz” demesine kızar, amcaların nasıl böyle düşünebildiğini anlamaz, anlayamaz.

Aradan geçen yıllarda herkes, herşey değişir, koca İstanbul bile 3 milyon’dan 13 milyon nüfusa doğru koşar ama değişmeyen tek şey Mevlüt’ün iyi niyeti, temiz kalbi ve sokaklarda boza satmaktan aldığı hazdır. Kafası bir şeye mi kızdı, yüklenir bozalarını karanlık İstanbul sokaklarında hayatı sorgular, hayallere dalar, kendini anlamaya çalışır, kafasındaki tuhaflıklara yolculuklar yapar.

3 kardeşin en güzeli ve en küçüğüne vurulur ama onun iyi niyeti, amcaoğlunun kötü kalbi Mevlüt’e gönül işinde de kazık atar.Uğruna 3 yıl mektup yazdığı, bakışlarına vurulduğu, adını bile bilmediği kız yerine kuzeni Süleyman’ın oyununa gelerek, sevdiği kızın ablası Rayiha’yı kaçırır.

Belki de yalnızca bir rastlantının sizde uyandırdığı o anlamsız duygu belirliyor hayatı. Güneşin pırıl pırıl parladığı ve bahar esintisinin tülleri uçuşturduğu kısacık bir an…Belki de çok daha önemli, çok daha etkili sayısız şey silinip gidiyor da o kısacık an kalıyor. Anlayamadığımız, nedenini bulamadığımız, kaynağını bilmediğimiz ve başa çıkamadığımız o güçlü duygu.

Tüm bu aksiliklere rağmen Mevlüt ve Rayiha çok mutlu olur, etraflarındakilerin çevirdiği tüm oyunlara rağmen, beş parasız da olsa onların mutluluğunu herkes kıskanır. Kafasındaki bu tuhaflıklarla sokaklarda boza satarken Mevlüt yine düşünür;

Kalbinde kim vardır, mektupları yazdığı Samiha’mı, 2 çocuğunun annesi Rayiha’mıdır?Aşkta insanın niyeti mi daha önemlidir, kısmeti mi? Mutluluk veya mutsuzluğumuz bizim seçimlerimize mi bağlıdır, yoksa bizim dışımızda mı gelişip başımıza gelirler?

kafamda-bir-tuhaflik2

Eleştiri:Kitapla ilgili benim tek eleştirim, Mevlüt’ün köyde yaşayan anne ve ablalarından yazarın çok az bahsetmiş olması. Aslında tüm hikaye göz önüne alındığında Annesi, ablaları onların evliliği konularında da bir şeyler söylenmeliydi diye düşünüyorum.

Yazar Hakkında: Orhan Pamuk ülkemizde sevildiği kadar eleştirilen de bir yazar. Benim bu yazarın kitaplarıyla buluşmam da biraz bu sebeple geç oldu diyebilirim. Almak istediğim kitapları genelde araştırır, çevremden tavsiyeler alır, çeşitli sitelerde yorumlara bakarak seçerim. Online kitap alışverişi yaptığınız sitelerde Orhan Pamuk kitaplarının altına bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Fakat bu tür konularda körü körüne inanmak ya da tepki koymak yerine önce tanımak gerektiğine inananlardanım. Bu tercihlerim nedeniyle ailem dahil çok kişiden tepki almışlığım da vardır ancak bu konuda biraz farklı düşünüyorum diyelim. Mesela bu benim ilk Orhan Pamuk kitabım, cumartesi günü kitabı bitirdim, pazar günü başka bir Orhan Pamuk kitabı aldım, çünkü dilini, olayları hikayeleştirme şeklini, karakterleri betimlemesini çok beğendim.Evet görüşlerini onaylamıyor ve katılmıyorum ancak bu benim Orhan Pamuk okumama engel değil diye düşünüyorum.

Hiç vazgeçme bozacı. Bu kuleler, betonlar arasında kim alır deme. Sen hep geç sokaklardan

Son olarak, bu kitaptan bana kalanlar nedir diye düşünüyorum da,

Mevlüt’ün omuzlarında boza güğümleriyle, yürüdüğü sokaklar sonsuzluğa uzanırken, başını kaldırıp gökyüzüne doğru gücü yettiğince şöyle bağırır:

“Ben bu alemde en çok Rayiha’yı sevdim”